TULİŞİN KURŞUN KALEMİ

Just another WordPress.com site

>80′LERDE GÜNLÜK HAYAT VE EVLERİMİZ

>

Seksenlerde en bilindik şey lüks apartman katlarıydı.”Kat satın almak” diye bir deyim bile vardı.

“Hale Hanımlar,Çiftehavuzlardan bir kat satın almışlar”

Bu günkü gibi havuzlu lüks siteler,villalar pek revaçta değildi.Hatta REVAÇ kelimesi bile bana o yıllardan kalmadır.POPÜLER anlamında.

Bu lüks evlerde oturanlar epey bir havalı olurlardı hani haklıydılar da.Çünkü asıl orijinal ev dekorasyonu o evlere aitti ve küçük burjuvanın ev dekorasyonu,bu lüksü taklit etmekten ibaretti.

Duvarlarda ille açık renkte duvar kağıdı olurdu.Bej veya krem tonlarda.Üzeri yuvarlak yuvarlak sarmaşık tipi desenlerden müteşekkil.

Daha sonraları,tuğla ve kereste desenli kağıtlar da kullanılır oldu ama ev içinde bu kağıtların felaket görüntülere sebep olduğu çabuk anlaşılarak sonra sadece işyerleri ve dükkanlarda tercih edilmeye başlandı.

Tavanda mutlaka taşlı taşlı avizeler sallanırdı. Duvar aplikleri de pek modaydı.Ayrıca iki koltuk arasında duvarın köşesine denk getirilen bir dev abajur ki ille uçlarından ponpon veya püskül sarkacak,eve ayrı bir hava verirdi.

Perdeler mutlaka yere kadar inerdi.Kalın perde modası vardı o zamanlar,daha lüks evlerinki sade ve desensiz,hatta kadife yahut satenden olurdu.Tülün arkasında dururdu,görevi güneşlik olmak değildi,tamamen dekorasyon amaçlıydı.

Biraz daha zevksiz döşenmiş evlerinki ise daha desenli,daha hareketli kalın perdelerden seçilmiş olurdu.

Seksenlerin başlarında,evin koridor ve ıslak alanlarına kalebodur döşetmek(seramik kelimesi yerine kalebodur kullanılırdı,anlam genişlemesini uğramış olarak ve mavi ile bal köpüğü renkte ince dikdörtgenden gölgeli olanları da çok modaydı),geri kalan odalara ise ya marley dediğimiz kare kare plastik parçaları ya da duvardan duvara halı kaplatmak modaydı.

Parkeler,çook sonraları yer almıştır ev dekorasyonunda.Belki doksanlarda.Kullanılmaktaydıysa bile yaygın değildi.

Yemek masalarına kocaman dantel ya da saten örtüler serilir,ortasına yine kocaman kristal vazolar konurdu.Bazen de orta sehpaya kocaman dantel bir örtü atılır,üzerine sarı veya kızıl veya yeşil camdan masa çakmakları,sigaralıklar,küllükler,sigaralıkların içinde de lüks marka yabancı sigara paketleri konurdu,eve gelen misafire oradan sigara ikram edilirdi.

Likör-çikolata,ya da Türk kahvesi-likör getirilirdi bu sigara ikramının yanında.

Koltuklar alabildiğine kadife,alabildiğine şal desenliydi başlarda.Sonraları sade ve tek renk koltuklar daha modern kabul edildi ancak kadifenin sultanlığı hiç bitmedi.Ancak seksen sonları doksan başlarında, saten kumaşlar koltuklarda boy göstermeye başladı.

Koltukların kolçaklarına,sırtlarına minik minik danteller atılırdı. Koltukları süsleyen minik kırlentler de çoğu kez dantelden yapılırdı. Pencerelerin ille panjurlu olması,bir sosyal statü sembolüydü neredeyse.

Balkonlarda uzun dörtköşe saksılar içinde sakız çiçekleri,sardunyalar,menekşeler… Menekşe çılgınlığı ve kaktüs hediye etme modası da vardı ayrıca.Minicik saksılar içinde Afrika menekşesi ve çiçekli kaktüsler hediye verilirdi dostlar arasında falan.

Bir de evlerin salonlarına baş köşeye yerleştirilen iki önemli moda unsuru vardı ki bunları asla unutamam.

Biri akvaryumlardır biri de dev hoparlörleri olan müzik setleri.

Japon balıkları,lepistesler,siyah katil balıklar,zamanla yerlerini muhabbet kuşu kafeslerine bırakmışlardır.

Biraz daha kokoş ve özenti tipler evlerinde beyaz tüylü minik süs köpeği besleme merakına kapılmıştı.

TOPAK diye,tüylü bir köpeğin konu edildiği bir dizi film vardı bir zamanlar.O dizi,pet- şoplarda ne kadar tüylü beyaz köpek varsa hepsini sattırmıştır.Beyazını bulamayan ille kıvırcık olmak şartıyla siyahına da fit olurdu.

Ceviz kaplama mutfak dolapları,meşe veya çam yatak odası takımları her evin sıradan mobilyalarıydı.

Seksenler,tuvalet aynası ve önünde oturma pufu olan yatak odası takımlarının salgın halinde yayıldığı dönemlerdir.

Yine tam otomatik kendi kendine yıkayan ve kurutan çamaşır makineleri de,muzlu süt yapıp yapıp içmemizi sağlayan mikserler de,renkli televizyonlar da seksenlerle beraber evlerimize girmişti.Ve bir de pazarlarda satılan minik el gırgırları.İki,üç dört fırçalı,rengarenk plastikten.

Televizyonlardaki renkli yayınları izlemek,Sue Ellen’ın saç rengini,JR(Ceyar)’ın göz rengini görmek için komşuya gitmek… Televizyonların kumandası yoktu çünkü TRT 1 den başka kanal yoktu.TRT2 açıldığında,sabahları Hanımlar Sizin İçin diye bir program başladı.

Apartman komşularının birbirlerine sabah kahvesine gitmesini sağlayan bu çift kanallı yayın,seksenlerin sonlarına doğru önce Magic Box Star 1 adıyla yayına başlayan şimdiki Star TV nin sonra Show TV nin açılmasıyla devam etti.Kanalların artmasıyla birlikte,evlerde pek bir lüks eşya sayılan video cihazlarının da biraz pabucu dama atıldı.

VHS ve BETAMAKS kasetlerle çalışan bu cihazlar,video film kiralayan dükkanlara da epey ekmek parası çıkartmıştı.Hele düğün kayıtlarının evde maaile toplanıp seyredilmesi de ayrı bir seremoniydi.

Akşamları,ocağın üzerinde sallaya sallaya mısır patlatıp yememizi sağlayan mısır patlatma süzgeçleri vardı,sonraları tencereye koyup yağ ve tuz ekleyerek patlatmayı akıl ettik.Mısıra yağ koymak da TV dizilerinden öğrenildi.Özellikle Yalan Rüzgarı’ndan.

Yine evlerin iç dekorasyonuna dönecek olursak,şimdilerde kartonpiyerlerin yaptığı işi o zamanlar kornişlerin üzerine çakılan ahşap lambriler yapıyordu.

Daha daha lüks evlerin duvarları bile o ceviz kaplama ahşap lambrilerle donatılırdı.Kalorifer peteklerini bile lambri ile kaplatmak,biraz paran varsa salonunun bir köşesine hiç kullanmayacağın bir şömine inşa ettirmek de görgüsüzlük modasının hitlerindendi.

Çevirmeli telefonlardan tuşlu telefonlara geçiş de yine seksenlere denk gelmiştir. Tuşlu telefon sahibi olmak bile bir çeşit modernlikti.Hatta haki yeşil,krem telefonlar yerine daha canlı renkte telefonların piyasaya çıkması da yine o dönemlerin marifetiydi.Evin her köşesine,duvara monte edilen minik PARALEL telefonlarla doldurma salgınını da unutmamak lazım.

Bir de telefonların,televizyonların üzerlerinde ille örtüler olurdu.Bu örtü işi o kadar abartılmıştı ki gırgırların saplarına,süpürgelerin,ütülerin,tavaların saplarına bile dantel veya orlondan kılıflar örülürdü.

Zaten dantelin altın çağıydı seksenler.Havlu kenarları,yatak örtülerinin kenarları her yer dantel kaplıydı.Kız çocuklarının önlük yakaları bile dantelden örülürdü.

Duvarlara asılan meşhur bir ağlayan çocuk vardı ki,bu çılgınlık otobüslerin arka camlarına,berber,terzi dükkanlarının duvarlarına kadar yayılmıştı.

Ayrıca,kendisinin,çocuğunun,torununun eşek kadar düğün veya nişan fotoğrafının da çerçeveletilip asıldığı duvarlar,gonglu pirinç kaplama duvar saatleri,acemi sokak ressamlarınca çizilmiş birbirinden kötü, taklit manzara tabloları hala gözümün önündedir…

Duvar süslemesinde bir de makromeler pek zirvedeydi.Evinde hiç makrome duvar süsü olmayan bile çocuğunun okulda elişi dersinde yapıp not aldığı ürünü duvarına asardı.Hele makrome saksı askılıkları…

Niyet edilip dikilen Peygamber Kılıcı bitkisinin uzayıp coşması niyetinin tutacağına,aşk merdiveni bitkisinin coşması da evdeki çiftin sevgisinin derecesine yorulurdu.

Uzun lafın kısası,bir evi kokoş,kalabalık ve boğucu göstermek için ne kadar detay olabilirse,o kadar tıka basa doluydu evler.Kauçuk çiçekleri,kocaman ahşap saksılarda deve tabanları,cam önündeki menekşeler ve evde gezinen köpek ya da beslenen balıklar kuşlar,evin kalabalıklığına seve seve katkıda bulundular o yıllarda.

Fiskos sehpaları yine bu yıllarda salgın haline geldi.Tabii fiskos örtüleri ve fiskos dantelleri de çerçevedeki yerini almakta gecikmedi.

Kanarya sesli kapı zilleri,nameli ve müzikli tebrik kartları,özel günlerde verilen müzikli kalpli kutular,bu hengamede pek de sezdirmeden giriverdi sosyal hayata.Kuş sevgisini o kadar abarttık ki seksenlerde,evinde muhabbet kuşu olmayanlara ucube gözüyle bakılıyordu.Kuşların da mutlaka isimleri,pıtır,bıcır,mıcır,ponpon….

Balkonlardan aşağı sepet sallamak,çok önceleri de başlamış olsa bile seksenlerde,insanları çarşıya gönderip şık bir sepet aldıracak kadar moda oldu.

Bir de Pazar arabaları giriverdi kadınların hayatına.Pazar çantaları taşımaktan yorulan kollar saldırıverdiler bu yeni akıma.Pazarlarda ayakların üzerinden geçirilen oraya buraya park edilip yolu tıkayan arabalar oldukça sorun yarattı alışveriş sırasında.

Oralet ve nescafe’nin sosyal hayattaki yerini alıp bir de tahtına kurulması da yine seksenlerde başlar.Kafelerde mütevazi öğrenci gençlik oralet ve tarçına itibar etmeye devam ederken,daha paralı olanlar nescafe,daha az parası olanlar da kakao içmeye başladılar.

Oralet adlı limonlu portakallı granül içeceğin iyi tarafı yazın soğuk kışın sıcak hazırlanabilmesiydi.Limonlu ya da portakallı kekler yerine limonlu portakallı oraletle yapılan kekler de seksenli yılların annelerinin birer icadıydı.

Ketçabın ve mayonezin de ,yeni yeni sayıları artan hamburgercilerle beraber gurme hayatımıza girmesi ve bir daha çıkmaması yine seksenlere denk gelir.

Hatta seksenlerin başında,yine bir mutfak olayı olmuştur ki ev kadınları da evin diğer sakinleri de bu işe bayılmıştır.

Önceleri kesilmiş ve soyulmuş tavuğun kasap reyonlarında yayılmasına bile yeni yeni alışan milletimiz,seksenlerde,tavuğun istediği uzvunu satın alabilme özgürlüğüne kavuşmuştur.

Böylece butu,göğsü paylaşamama yüzünden çıkan sofra kavgaları da son bulmuştur.

Teflon tavanın yaygınlaşması,yapışmaz tava adıyla tanınması suretiyle yine seksenlerin marifetidir.

Lise İngilizce ders kitaplarında yer alan omlet tarifiyle,yeni bir anlayış mutfaklara girmiş,sahanda yumurtadan omlete terfi eden mutfaklarda havada yanmaz tava üzerinde takla attırılan omletlerle güzel Pazar kahvaltıları hazırlanmıştır.

Yine kasede satılan ve donmayan margarinin de kahvaltı sofralarındaki yerini alması bir seksenler klasiğidir.

Sanırım ve yanılmıyorsam Rama markasıyla başlamıştır bu alışkanlık.

Vita yağlarından kurtuluş ve mısırözü yağıyla tanışma,mısırözünün daha sağlıklı olduğu salgını,çok emin değilim ama yine bu yıllara denk gelir.

Fırfırların,farbalaların,kupürlü mutfak önlüklerinin süslediği mutfaklarda bir detay daha vardı.Buzdolabı sapına mutlak surette elde örülmüş ayçiçeği,mısır,biber,patlıcan,domates figürleri asılırdı.

Mutlaka orlondan,mutlaka tığ işi.

Hatta bu orlon bezler ,bulaşık süngerleri çıkana kadar bulaşık bezi olarak da,banyo lifi olarak da oldukça kullanışlı ve yaygındı.

Orlondan örme mutfak önlükleri,yer paspasları,koltuk örtüleri,yatak örtüleri…hepsi rengarenk minik karelerden müteşekkil ve neredeyse bardak altı sürahi kapağı,bardak örtüsü olacak kadar arsız…

Hatta bu örme işi ve sebzelerin örgü kopyasını yapma takıntısı,arabaların arka torpidosunda yer alan karpuz dilimlerine kadar vardırıldı.

Sokaktaki her iki otomobilin birisinde karpuz dilimli orlon süsler ,diğerinde araba sarsıldıkça kafasını sallayan köpek oyuncaklar olurdu.

Mutfaktan söz açılmışken,kristal çay bardaklarının ,kristal su bardaklarının muhteşem hakimiyetinin başladığı yıllardır.

Her genç kızın çeyizinde,her çay partisinde,her altın gününde,her vitrin takımında yer aldığını bildiğimiz bu bardakların,bir de günlük kullanım için alternatifi olan üzeri çiçek desenli rengarek su bardakları vardı.

Vitrin takımı veya büfe denilen yemek odası takımlarında,içinden üçgen üçgen dantelli mantelli örtülerin sarktığı raflarda,kristal mutfak eşyaları,fincanlar,kristal gondollar,şekerlikler,su takımları falan sergilenirdi.

Vitrine evinin en değerli zücaciyelerini dizmek gerekirdi.Hayatta asla asıl amacı için kullanılmamış yaldızlı maldızlı bardaklar,kadehler,sadece vitrine koyulmak amacıyla satın alınırdı.

Ev ikramlarında,kısır,bisküvi pastası,patates salatası,fırından alınmış ekmek hamuru kızartması,Alman Pastası,ekler,profiterol,elvan gazoz,altın çağını yaşamıştır seksenli yıllarda.

Elvan Gazoz bana yine düğün salonlarını çağrıştırdı.

Düğünlerin veya her türlü orta sınıf eğlencelerinin en önemli süsü grapon kağıtları,kağıt fenerler ve balonlardı.Birisinin evde kutlayacağı doğum günü partisinde bile bu malzemelerden yapılma süsler doldururdu duvarlar arasına gerilmiş iplerin üzerini.Kağıttan fırfırlı düdükler,konfetiler…

Kağıt delgeçlerinin atık haznesinde biriken minik kağıt kırpıntılarından az mı konfetiler yapar ve savururduk partimizin en coşkulu anlarında,sonradan annelerimizin canımıza okuyacağını bile bile!

Seksenlere gelene kadarki yıllarda olduğu gibi seksenlerde de bir araba sahibi olmak çok havalı bir şeydi.

Arabaların içi evin hanımı tarafından bir çeşit şark evine dönüştürülürdü kısa sürede. Koltukların üzerinde kirlenmeyi önleyici kilim desenli örtüler,yastıklar,minderler,ön torpidoda rengarenk örtüler,torpido gözüne dizilmiş son çıkan kasetler,vites topuzuna takılmış ille bir tesbih,her aynanın üzerinde sallanan bir minik kuran,bir futbol takımı tesbihi,bir nazarlık.

Pikniklerden dönüşte ille arabanın bir yerlerine sıkıştırılan ağaç dalları,bitki nebatat…mahalleliye pikniğe gittik diye hava atmanın en kestirme yolu! Yukarıda da sözedilen karpuz dilimli el örgüleri,kafasını sallayan köpekler,egzost borusunun altından sarkan nazarlıklar…

Seksenlerin sonlarına doğru,arabaların tüm camlarına kumaş hayvan oyuncaklar yapışmaya başladı vakumlu plastikten ayaklarıyla.Hatta bu hiç bir işe yaramayan peluş ve kumaş nesneler,gençler arasında en ucuz ve en sevimli hediye formuna dönüştü kısa sürede.

Büyüğü küçüğü sarısı pembesi pek bir sevildi bunların.

Jeton atıp dev fanusun içinden kıskaçla yakalamaya çalıştığımız bu oyuncak manyaklığı bu gün hala bazı alışveriş merkezlerinde,çoğu kişinin nostaljik olduğunu bilmeden jeton attığı bir aksesuar olarak hala yer alır.



02 Kasım 2009 Yazar | 80'lerde araba, 80'lerde ev aksesuarları, 80'lerde evlerimiz, 80'lerdeki aksesuarlar | 2 Yorum

   

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.